Author: on the way to wonderland
•22:24

Sadece Aptallar 8 Saat Uyur; tarafımca çok geç keşfedilmiş bir kitap. Erdal DEMİRKIRAN, çoğu doktorun ve inandırılmış bilginin aksine, günde 8 saat uyumanın tamamen bir zaman kaybı olduğunu anlatıyor ve “aklı başında hiçbir insan, ömrünün üçte birini yastığa bağışlamaz” sloganıyla dimdik karşımızda duruyor.
Ana fikir; henüz bitirdiğim Philip KOTLER’in ‘Günümüzde Pazarlamanın Temelleri’ kitabı ve halen okumakta olduğum Jeffrey GITOMER’in ‘Satışın Küçük Kırmızı Kitabı’ ile aynı aslında: “Herkes uyurken uyanık olun ve çalışın!”


Bir roman denginde, kurgusal ama tam anlamıyla ‘uyandırıcı’ bir metin sunmuş Demirkıran bize.


Cin çarpmasıyla uyanan Kendyn (nam-ı diğer KENDİN), kurgusal bir cin ile içsel bir yolculuğa çıkıyor. Romanda bilge kişi rolünü üstlenmiş cin, bildiğimiz dile-benden-ne-dilersen cini. Başrol oyuncusu Kendyn, cinden ömrünü uzatmasını isteyince patlak veriyor ‘aptalların 8 saat uyumasının’ hikayesi. Cin günde 4 saat uyumayla ömrü uzatmanın mümkün olduğunu, bunun için kimsenin dilek cinine ihtiyacı olmadığını söylüyor. Büyük düşünür, ressam, mucit, bilimadamı gibi dünyada yüzyıllardır etkisi şok dalgası halinde devam eden yüce insanlardan örnekler görüyoruz romanda öncelikle. Roman, az uyuyan dahilerden verilmiş birkaç örnekten sonra, kurgu ve akıcılığından hiçbir şey kaybetmeden öğretici yönünü açığa çıkartıyor.


ÖMRÜ UZATMAK:


Başlıca Eylem 1: Az uyumak (asgari 4, azami 6)

Destekleyici Eylem 2: Uyku kaçırıcı bir hedef koymak (Da Vinci için resim yapmak, Keops için piramid inşa etmek vb.)

 Destekleyici Eylem 3: Yapılan iş ne olursa olsun, büyük düşünmek.

Romandan Eylem 3 için muhteşem bir açıklama geliyor bizlere: “Kendine erişilmez bir hedef seç ve ona aşık ol!”. Hedefin mutlaka erişilmez olmak zorunda olmasının yegane sebebi ise, insanoğlu için erişilen hedefin anında değer ve önemini kaybetmesidir.

Bu roman aslında tek tip insana hitap ediyor; sadece BÜYÜK ADAM olmak isteyenlere... Yalnızca ömür uzatmak için uykusuz kalmanın pek anlamlı olmayacağını, insanın uyanık olduğu her an çalışma kaydıyla başarılı olabileceğini ve insanlığa değer katabileceğini savunuyor (Yapacak işi olmayan adamın uyanmak için bir hevesi olmaz). Yani, yararlı olacağınızı bilerek uzun yaşamanın, salt uzun yaşamaktan çok daha anlamlı olacağını vurguluyor. Bu sebeple, az uyuyarak ömrünüzün çok daha fazlasına hükmedebileceğimizi ve başarılı olmak için çalışmanız gerektiğini paralel işleyen bir roman bu... “Fizana gitmeye yeltenen, komşu köye gitmeye erinmez” (sf. 236).


Eğer şu ana kadar 8 saat yerine 4 saat uyusaydın; her gün kendi gelişimin için 4 saat fazla zaman ayıracaktın ve şu anda alanında en iyilerden biri olacaktın” (sf.141)


Peki nasıl 4 saat uyku yeter?


1.) Yorganı kafana çekip uyumayacaksın ki beynin rahat çalışsın.

2.) Oda ısısında uyu ki beynin rahat çalışsın.

3.) Yatakta cenin gibi kıvrılma ki kasların gevşesin.

4.) Yatmadan 2,5 saat önce yemek yeme işlemini tamamla ki hazım süreci uykuya sarkmasın.


gibi çok bilindik ama asla uygulanmadık maddelerin yanı sıra, kitabı merak etmenizi, temin edip okumanızı sağlamak amacıyla buraya maddelemediğim çok sıra dışı eylemler, nedenleri ve faydalarıyla birlikte sunulmuş durumda bizlere.


Ayrıca uykunun vücudu en çok tatmin ettiği zaman dilimleri de romanda işlenmiş. Özellikle bilinçaltı, bilinçüstü ve enerji konularına meraklı olanların ilgisini çekecek ve uyku kalitesi sebebiyle uykuyu yeterli edinebilmeyi sağlayan bir dolu madde mevcut romanda. Ve dediğim gibi, roman kurgu özelliğini kaybetmediğinden son derece akıcı. Demirkıran’ın anlatım samimiyeti ve ince mizahı da bir o kadar eğlenceli.


Devam edecek olursam, romanın en öğütleyici tarafı, uykuyu 4 saate kadar çekecek reçete ve çizelgeyi aktarması. Aynı zamanda kişinin kendisiyle yüzleşmesini sağladığı için de, kişisel gelişime ilgi duyanların da zevkle alarak okuyacağına inanıyorum.


Metnin didaktik kısmının tamamlanmasıyla birlikte, Demirkıran kurgusuyla akıcılığına okurun ilgisini kaybetmeden devam ediyor. Dr. Kendyn Sandyn, değişimini yaşadıktan sonra son derece yararlı ve başarılı doktora, aynı zamanda da kitleler tarafından peşinden gidilen (33 doktordan oluşan bir kitle) bir lidere, bir bilgeye dönüşüyor. Almamız istenen mesaj, bu öğütler ve uygulamalardan sonra başarıya ulaşmış uzun ömürlü BÜYÜK ADAM olacağımızın garantisi – en azından kayda değer bir çabayı bile takdir etmeyi ve birşeyler yapıyor olmanın verdiği gururla gelen hazzı hissetmeyi öğrenmemiz mümkün.


Son olarak, Demirkıran’ın roman boyunca değindiği farklı alanları da aktarıp yazımı tamamlayacağım. Bu noktadan sonrası, benim romanda en çok hoşuma giden (birbiriyle alakasız olan paragraflar da olsalar aktarmak istediğim ve sizde merak uyandırabileceğini düşündüğüm) cümlelerden oluşuyor.


KISA KISA:


1.) “Ninni bir eğitimdir. Uyumak üzereyken bilinç neredeyse tam olarak kapanıyor ve bilinçaltı her zamanki gibi yine sonuna kadar açılıyordu. Anneler-babalar da buraya ya lahana dolduruyor [dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana, ... , yemelisin lahanayı] ya da kainatın anahtarını koyuyorlardı.” (sf.133)


2.) “Dünyada en çok iki tip insanla karşılaşacaksın. Birisi ‘dolu dolu yaşadım!’ diyecek, ötekisi de ‘dolu dolu yaşayacağım!’ diyecek. İçlerinden çok azı da ‘dolu dolu yaşıyorum!’ diyebilecek. Bil ki ilk ikisi yaşamıyor!” (sf.162)


3.) “İnan bana ‘insanlar ortalama 60 yıl yaşar!’ diye ömürlerinizi bile kısalttınız; çünkü insanlar 50 yaşlarından sonra El-Ezize’nin kavurucu sıcağında gölge bekler gibi kalp krizi beklemeye başladılar. 150 yıl yaşayacağına inanan kaç kişi gösterebilirsin?” (sf.189)


Uzun lafın sonu: Öğretilmiş/İnandırılmış bilginin doğruluğundan şüpheniz varsa, ‘herkes böyle yaşıyor da doğru mudur ki?’ diye bir soru aklınıza bir kez bile geldiyse, Erdal Demirkıran – Sadece Aptallar 8 Saat Uyur; okunmalı.
This entry was posted on 22:24 and is filed under . You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

3 yorum:

On 21 Eylül 2010 01:03 , Hasan Mert dedi ki...

Evet kabul ediyorum ilk başlarda kulağa -özellikle de uyku sever insanlar açısından- biraz iddalı bir isim olarak geliyor Erdal Demirkıran'ın kitabı.. Ancak bu kitap anatomisini okur okumaz sevgili bloggerımızdan kitabı istedim. Meraklanmıştım ve 1 günde, nefessiz okudum kitabı.. Gerçekten etkilendim yazarın akıcı olan anlatımından, eskinin 'o büyük adamları' dediğimiz insanların uykusuzluğunu okuduğumda ve cinin hesabına kafa yorduğumda aslında sahip olduğum bu fazla uyuma alışkanlığımın pekte iyi olmadığı kanısına vardım.. Hem içerik bakımından, hem de anlatım kalitesi açısından bencede Erdal Demirkıran – Sadece Aptallar 8 Saat Uyur; okunmalı.!!

Sevgili Blogger, Beril KANIK --> anlatımın yine su gibi, bir sonraki cümle için merak uyandırıyor insanda, hiç bitmesin istiyor insan okurken ve anlattığın kitabı biran önce alıp, bir solukta bitiresi geliyor.. Ne diyeyim ben sana; daima oku, daima yaz ve her zaman paylaş bizlerle..

Kalemine sağlık güzelim..

 
On 21 Eylül 2010 01:06 , on the way to wonderland dedi ki...

Çok çok teşekkür ederim bu çok güzel yorumun için.. Değer verdiğin herşeyim için teşekkür ederim sana...

 
On 12 Ocak 2014 20:23 , Adsız dedi ki...

Gerçekten çok güzel bir kitap okunmaya değer.