Author: on the way to wonderland
•02:01

Rüzgarsız bir mayısın gün doğumunda küçücük bir gölün dalgalı olması ne kadar mümkünse, şeritler halinde bulutların arkasına saklanmışken kuzey yarım küreyi aydınlatmaya yemin etmiş güneşin de insanın içine huzur yağdırmaması o kadar mümkün. 

Çok garip ve hüzünlü bir sabah. Saat 6 civarı. Göl dalgalı ve bu muhteşem manzaraya bakarken içinde burukluk küçük ve zayıf bedeninde gizlenemeyecek kadar hissedilir. 

Manzara, dünyadaki en yetenekli ressamın elinden çıkmış bir tablodan bile daha güzel... Tanrı’nın haberi insanlığa... Sabah oldu, uyanın, bakın.

Gölün karşısında, yeşilliklerin en tepesine dikilmiş elektrik direği arşa ulaşmış sanki, güneşi gizlemeye niyetli, sanki elini uzatsan tutabilecekmişsin gibi parlayan bulutlar yetmiyormuş da...

Bir ördek, kuğu zarifliğinde süzülüyor yavaşca suyun üzerinde, gerisinde gittikçe büyüyen bir iz bırakarak. “Ben buradayım” diyebilmenin en saf hali...

Göl yükselmiş, yaza hazırlık yapan sırf canlılar değil...

Güneşin şımarıklığı tutmuş bugün; bir görünüyor, bir gizleniyor, istenmeye hazırlanan nazlı genç aşık bir kız gibi. Ya da karar veremiyor tam karşısına oturmuş şu kalbi kırık kızı ısıtsa mı ısıtmasa mı.

Bir tüy süzüle süzüle önüne kadar geldi kızın; kız elini uzattı, suyun üzerinden kurtardı sürüklenen tüyü saklamak üzere. Ne garip, tüy ıslak bile değil... Tüyün sahibi tam şu anda kızın sadece biraz ötesinde, karaya çıkmış kendisini temizliyor. 

“Arınmak ne güzel şey, Tanrım” diye geçiriyor kız içinden. Keşke bu huzurdan çıkıp beton yığınına hiç dönmese. Keşke yelkovan akrebi kovalamaktan vazgeçse, keşke hayat güneşin doğuşu kadar şevkatli ve umut vaad edici olsa...

Keşkeleri bırakalım bir kenara
Sıkıntımızı çıkaralım açığa
Fırlatıp atalım dalgalı suya
Sürüklense geri gelmemek üzere bir daha...

Önde anne ördek, arkasında sırayı bozmadan onları takip eden beş bebeği... Kız, çirkin ördek yavrusu masalını düşündü. Mutsuzluğun ne kadar kolay olduğunu, derinlerde herkesin aslında bir parça mutsuzluktan asla kaçamadığını... Baktığı her yüz biraz hüzünlüydü aslında. Her yüzde kalmış acıların izleri. O kadar kötü değil demek ki hüzün, herkes tattığına göre...

Çok duygusal.
Çabuk etkileniyor.
Ağlamaklı sebepsiz.
Duygulu...

Hele bir de müzik eşlik ediyorsa hüznüne. Bu sessizlikte tek başına. Bu manzara, bu melodi, bu hayat...

Hayat...

Neyi özlediğini bilmeden sadece özlem hissediyordu, tatlı bir burukluk.

Tek bir melodi anlatabilir kelimelerin anlatamadığını. Okunan kocaman bir kitap, izlenen onlarca romantik film, bakılan heykel, resim, ağlatamazken tek bir melodi, tek bir şarkı burnu kızartır önce, çeneyi titretir, katıla katıla ağlatır...

Ne kadar çok duygu var insanın içini dışına taşıran da bir türlü tasvir edilemeyen. İnsan ne kadar yüklü, ne kadar da dolu. Taşıması, bastırması, susturması ne kadar zor aslında da bu kız duvar gibi ifadesiz bir yüzle oturuyor orda. İçinden neler geçiyor, bütün baktıkları, gördükleri neler hissettiriyor ona da o ustaca saklıyor. İçi kan mı ağlıyor yoksa sevimli bir bahar sarsıntısından mı ibaret hisleri? Hasret mi çekiyor? 

Yüzünü okumak imkansız, hele dillendirmek söz konusu bile değil. 

Kaygıları bırakmış gül bahçesinden geçerken, gömmüş toprağa. Hislerini kabullenmeye, hatta yaşamaya gelmiş gibi bir hali var. Keyifli mi hüzünlü mü, belli değil. Belki tam ortası. Belki ikisi de. Belki hepsi. 

Çok şey hissediyor...

(2009)
This entry was posted on 02:01 and is filed under , . You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

4 yorum:

On 17 Nisan 2010 11:19 , yüksek ateş kafası dedi ki...

“Arınmak ne güzel şey, Tanrım” diye geçiriyor kız içinden. Keşke bu huzurdan çıkıp beton yığınına hiç dönmese. Keşke yelkovan akrebi kovalamaktan vazgeçse, keşke hayat güneşin doğuşu kadar şevkatli ve umut vaad edici olsa...


Çok güzel Berilcim. Eline sağlık.

eskilerden bir eda
:)

 
On 18 Nisan 2010 22:51 , on the way to wonderland dedi ki...

Teşekkür ederim Edacım :)

 
On 26 Nisan 2010 22:17 , Eran dedi ki...

ruhuna sağlık

 
On 26 Nisan 2010 23:19 , on the way to wonderland dedi ki...

Çok teşekkür ederim..