Author: on the way to wonderland
•01:54

İnsanların hayatın anlamını yüzyıllardır aşk üzerinden aradıklarını savunuyor Hande Altaylı romanının bir cümlesinde. Eğer bu savı doğru kabul edersek, “Aşka Şeytan Karışır” romanından öğreneceğimiz çok şey var. 

İster aşk romanı olsun, ister Freud olsun, ister didaktik bir roman olsun; altını çizerek okuyorum bir süredir kitapları. Hande Altaylı’nın bu romanında öyle yerler vardı ki, tüm sayfanın altını çizeceğim korkusuyla sayfanın köşesini kıvırdım.

Önceden belirtmek lazım; renkleri siyah ve beyaz, insanları da iyi ve kötü, ahlaklı ve ahlaksız diye ayırıyorsanız muhtemelen roman sizi çok rahatsız edecek. Bir de aldatmak ve aldatılmak romanda işlenen ana konulardan; zaafınız varsa dikkatli olun.

Romana dönelim... Her ne kadar ‘esas kız Aslı’ ve ‘esas oğlan Ömer’ başı çekseler de, romandaki diğer karakterlerin varlığı da son derece gerçek ve vurucu. ‘Esas kız Aslı’ ölen teyzesinin son sevgilisine aşık olur. İki yıl sonra, sevgilisinin karısından ayrılma niyeti olmadığı için sevgilisini terkeder ve kayıplara karışır. Okumamışlar ve okumak isteyenler için hikayeyi anlatmaya yanaşmıyorum ama bir kadının tutkulu ve şiddetli bir aşkı atlatmasının – atlatma çabasının – tüm basamakları bu romanda mevcut. Eğer insanın doğasını, en kuralsız, en çiğ, en bireysel ve en içgüdüsel halini yazmaya çalışsaydım ve başarabilseydim; insanın yapabileceklerini, kural tanımaz, limitsiz, belki de en engellenmemiş ve doğal halini yazabilseydim ortaya bundan farksız bir roman çıkardı. 

Hande Altaylı’nın savunduğu bir diğer düşünce ise, ‘bir insanın yapabildiğini tüm insanlar yapabilir’ savı. Mesela, ‘büyük konuşma, başına gelir’ denmesinin sebebi bu olabilir. Çoğumuz ‘asla yapmam’ dediğini yapmış olabilir; bu ‘seni asla affetmeyeceğim’, ‘bir daha asla ağzıma alkol sürmeyeceğim’ gibi de olabilir, ‘asla evli biriyle beraber olmam’, ‘ asla arkadaşlarımın sevgililerine bakmam’ veya ‘asla aldatmam’ gibi de... İnsanların yapabileceklerinin sınırını bilmek; en kuralsız, sınırsız halleriyle gelebilecekleri en uç noktayı gözlemlemek ve kabullenmek hem korkunçtur, hem de gerçekçidir. Korkunçtur, çünkü yaradılış itibariyle aynı sınırsızlık altında sergilenebilecek davranışlar potansiyel olarak herkese özgüdür; buna siz de dahil. Gerçekçidir, çünkü hayatta böyle kimselerle karşılaşma potansiyeliniz her an için vardır. Kısaca, hayatta herşey mümkündür; her olay ve davranışa karşı soğukkanlı kalabilmeyi bilmek gerekir. Yargılanan, ayıplanan davranışların doğamız gereği bizim tarafımızdan da sergilenmesi her an mümkündür ya da bu davranışlarla karşılaşmaya sandığımızdan da yakınızdır.
Bana kalırsa bu noktadaki en önemli konu, öncelikle doğamızın bize yaptırabileceklerini kabullenmek, şiddetle kınamak yerine mantık yoluyla ve soğukkanlılıkla reddetmek (veya kabul etmek) ve davranışlarımıza yön verenin yaptığımız seçimler olduğunu bilmektir. Zaten bizi farklı kılan düşünebilmek yeteneğimizse, aklımız içgüdülerimize ve içgüdülerimiz aklımıza eşlik etmekle mükellefse, seçimler aslında hayatımızın bizzat kendisidir. Ve kendi seçimlerimiz bizim ne veya kim olduğumuzu tanımlar...
 
İşte aşk üzerinden insanın sınırlarını anlatmaya çalışıyor bu roman. Belki de söz konusu insan olduğunda, duyduğumuz, gördüğümüz, şahit olduğumuz, tecrübe ettiğimiz her şeyin mümkün olduğunu gözler önüne seriyor. İnsanı tanımaya cesareti olan herkes okumalı; hem de altını çize çize...

This entry was posted on 01:54 and is filed under , . You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

2 yorum:

On 24 Mayıs 2010 22:36 , cansu aktaş dedi ki...

Bu kitabı çok oldu okuyalı fakat etkisi hala devam ediyor. Annem bir tanıdığına vermişti. Uzun zamandır hatırlamaya çalışıyorum kitabın adını teşekkür ederim (: ayrıca yazdıklarına birebir katılıyorum, demek istediklerin çok anlaşılır.

 
On 28 Eylül 2010 01:30 , on the way to wonderland dedi ki...

Çok teşekkür ederim.. İnsan bu.. Hayat.. Bol mutluluk dilerim sana :)